Friday, October 23, 2009

Universal charger

http://news.bbc.co.uk/2/hi/technology/8323018.stm

En sonunda monsieur'ler karar almislar butun cep telefonlari ayni sarj aletiyle sarj edilebilsin diye. Bu karar herhangi bir yaptirim getirmiyormus, uygulansa iyi olacakmis, ama yine de bir adimdir. Ben sormak istiyorum: "Neden 20 sene, 30 sene beklediniz sarj aletlerini butun telefonlara uyumlu yapmak icin?". Bir tane sarj aleti olsun. Butun telefonlar, hatta butun sarj edilmeye ihtiyac duyan elektrikli cihazlar o aleti kullanabilsin. Kafelerde yeni cikan "cep telefonu sarj dolaplari" sacmaligindan kurtulunsun. Ne o oyle, raf raf, her marka, her modele gore baska. Nokia gene iyi, 2 tip kullaniyor; Motorola, LG gibi aptal markalar her modele ozel ayri sarj aleti cikartiyorlar, gicik oluyorum. Ne diyordum. Gideyim kafeye. Sarj aletine telefonumu takayim, fotograf makinemi takayim, netbook'umu takayim... Evdeki sarj aletimle bunlarin yaninda tras makinem, dis fircam da sarj olsun. Yok. Onun yerine her prenses icin ozel sarj aletimiz olacak. Evin bir kosesi sadece sarj kosesi olacak. Yanlislikla tatile gidilmeye karar verildiginde bavulun yarisi sarj aleti olacak.

Bu problemi kismi olarak cozmus gibilerdi yillar once "kalem pil" dedigimiz olusum ile, ama sonra her isteyen kalem pillerden cok da iyi performans gostermeyen kendi bataryasini cikartinca ortam bozuldu.

Bakalim gorecegiz ne kadar cabuk yayginlasacak bu girisim piyasada.

Saturday, October 17, 2009

The Untouchables

Kimbilir kac sene once izledikten sonra unuttugum filmleri yeniden izliyorum kumesinden bir film The Untouchables. Kadro cok saglam (cumlenin tam bu noktasinda kadro listesini vermek icin imdb'yi actigimda filmin 1959 yapimi bir TV dizisinin remake'i oldugunu ogrendim) : Kevin Costner, Sean Connery, Andy Garcia, Robert de Niro. Yonetmen Brian de Palma. Muzikler Ennio Morricone. Kiyafetler Giorgio Armani! Butun film moda defilesi gibi. Zavalli bir maliye ajaninin uzerinde jilet gibi muhtesem bir ceket biraz gercekcilikten uzaklastiriyor belki ama harika bir seyir. Ozellikle Kevin Costner'in filmin basinda giydigi trench coat ve Kanada sinirindaki baskinda giydigi deri cekette gozum kaldi.

Kiyafetler disinda aman aman super bir film degil. Her zamanki gibi Sean Connery'i seyretmek buyuk keyif. Andy Garcia'nin cikis yaptigi film. Chicago tren istasyonundaki bebek arabali sahneden nefret ettim. Cok zorlama.

Friday, October 16, 2009

makarna sosu denemeleri

Makarnaya karsi bir zaafim var. Bayiliyorum. Bu zaafin iyi yani her firsatta makarna yaptigim ve degisik soslar, malzemeler denedigim icin arada super seylerin cikmasi. Bu aksam oldugu gibi.

Makarnayi normal pisirmeye baslayin. Bu konudaki ilk yazim oldugu icin italyan usulu makarna nasil pisirilir onu da anlatayim:
- Tencereyi yuksek atese koyun
- Istediginiz kadar makarna koyun
- Zeytinyagi ekleyin
- Deniz tuzu ekleyin (ben genelde iri taneli kullaniyorum yemeklik, keyfinize kalmis)
- 1 dakika kadar bunlar isinsin, cizirdasin
- Su ekleyin, miktari onemli degil.
- Makarnanizi cinsine gore ve nasil pismesini istediginize gore pisirin 6-12dak arasi.
- Suzun
- Makarnayi tencereye geri koyun
- Sosu ekleyin
- Afiyet olsun

Bu aksam denedigim sos:
- Makarna pismeye baslarken domates sevginize gore domateslerinizi alin
- Domatesler cok buyukse bir kac parcaya bolun
- Firini yakin. Firinin isisini kafaniza gore makarnanin pisme sureci sonunda domatesler guzelce yumusayacak sekilde ayarlayin.
- Domatesleri bir aluminyum folyo ustunde firina koyun, makarna piserken domatesleri de firinlayin
- Makarna pistikten sonra suzun ve suzgecte birakin, tencereye domatesleri atin
- Zeytinyagi ekleyin, kisik-orta ateste kalabilir ocak
- Domatesleri kasik/catalla ezin, zeytinyagi ile karistirin
- Sarimsak, feslegen ekleyin karistirin
- Tuz ekleyin, bu sefer ince taneli sofralik deniz tuzu olsun
- Domatesler keyfinize gore pistikten, zeytinyagi ile iyice karistiktan sonra isterseniz ton baligi koyun (burada farkli etler de denenebilir)
- Et isinana, sosla karisana kadar bekleyin, arada karistirin
- Makarnayi tencereye alip karistirin

Afiyet olsun :)

Friday, October 9, 2009

rotring tikky

Hayatinin kursunkalemi deseler tartismasiz Rotring Tikky derim. Ilki ama. Ince olan. Tikky 2 degil. Neden uretimden kaldirildigini bir turlu anlayamadigim bir saheserdir kendisi. Maselef bendeki butun kalemler kayboldu. Dogal olarak. Lise ve universite yillarina dayanamadilar. OSS'yi o kalemlerde devirmistim oysa ki. Kirmizi. Yanindaki yazilar silinmistir. 0.5. B. Bi arkadasimin butun lise 3 boyunca test cozerken 0.9 2B kullanmasi geldi aklima. MatFen'ci bu adam. Islem felan yapiyor kagida. Silgi islemez, heryer kapkara olur kisa sure sonra.

Bilimum firsatlarda internetten, sehirde kirtasiye gezmelerimden belki bir umit Tikky bakarim ama yoktur elbette. Taklitleri son derece igrenctir. Diger kalemler ayni tadi vermediler asla. Ne Tombow'lar, ne Bic'ler, ne Faber Castell'ler (yakin zamanda kesfettigim bir Pentel'i ayri tutmak istiyorum Graph 1000, baya basarili)...

Demin Rotring'in internet sitesine bakarken Tikky'nin cikis tarihinin 1978 oldugunu ogrenip soke olurken resmi tanimi kalemin neden o kadar iyi oldugunun altini cizdi: "Tikky is a precision technical drawing instrument also intended for everyday use." Teknik resmin altindan kalkmak icin dizayn edilmis bir kalem elbette diger kullanimlar icin super sonuclar verir.

2 sene once yine yenilemisler Tikky'yi. 3lemek yerine basa donulmus bu sefer isim konusunda. Siteden gordugum kadariyla biraz janjan olmus. Gidip deniycem ilk firsatta. Umarim orjinalinin tadini alirim.

Wednesday, October 7, 2009

influencing people on consumption

While concepts can influence people to consume more physical stuff, they can also encourage them to consume less. Offering people a chance to trade undesirable physical consumption for conceptual consumption is one way to help them make wiser choices. In Sacramento, for example, if people use less energy than their neighbors, they get a smiley face on their utility bill (or two if they’re really good) – a tactic that has reduced energy use in the district and is now being employed in Chicago, Seattle, and eight other cities.

Saturday, September 5, 2009

Gamespot All Time Greatest Game Hero yarismasi

Adamlar eglence olsun diye butun zamanlarin en iyi bilgisayar oyun kahramanini belirlemek icin bir yarisma baslattilar. Hero'lari kendileri secmisler. Turnuva biciminde surecek yarisma. Her bir turda Hero'lar ikiserli karsi karsiya gelecek, Gamespot takipcileri de desteklediklerine oy verecekler. Daha fazla oy alan Hero rakibini eleyip ust tura gececek ve yeni rakibini bekleyecek. Boyle boyle finale kadar gidiyor olay. Fikir guzel, ama malesef ortalik konsol oyunculariyla dolu oldugundan cogu destekledigim yeterli seviyeye ulasamayacak gibi. Hatta galibi de simdiden rahatca soyleyebilirim: Mario... malesef... Turnuva bitince update ederim.

Netekim benim asil amacim bu Hero'lar arasindan tanidigim ama gecmiste oynama firsatini bulamadigim oyunlari bir koseye yazmakti. Ahanda o kose de burasi, belki birgun bir firsat bulur, oyunlari bulurum.

Abe: Oddworld: Abe's Exoddus, Oddworld: Abe's Oddysee
JC Denton: Deus Ex
Manny Calavera: Grim Fandango
Jade: Beyond Good & Evil

aha turnuva da su linkte isteyenlere: http://bit.ly/WJs07

Veya durun yahu bu turnuvada ilk turda destekledigim butun Hero'lari da acikliyim asagi:
The Prince: Prince of Persia lutfen :)
Kyle Katarn: Bu abiyi bilen billir, bilmeyenin de haberi bile yoktur :) Star Wars evrenine bir bilgisayar oyunu ile kapagi atip bir daha da cikmamis tek kisidir. Darth Vader ve Luke Skywalker'in begenilerini toplamistir. Han Solo gibi basladigi yasantisinda once Jedi olmus, ardindan diger tarafa gecmis, sonra geri gelmis, ama tam gelememis arada kalmistir. Force kullanabilen bi Han Solo dusunun onun gibi bisi :) Severiz kendisini. Turnuvayi ona kazandirttirirdim ben :P
Lara Croft: Artik unlu oldu bu hatun zati...
Phoenix Wright: Nintendo DS'in en unlu avukati :) Garip unlemlere alistiktan sonra hikayeleri cok surukleyicidir.
Sam Fisher: Ajan seniiii :)
Guybrush Threepwood: Yine bir Lucas Arts adventure kahramani. Korsan olmak isteyen gencimiz basini beladan kurtaramaz :P
Ryu: Street Fighter!
Cate Archer: Disi James Bond. 60'larda gecen cok fantastik oyunlardir. Ikincisini pek begenmemistim ama.
Gordon Freeman: Half Life. Levyesi ile dunyayi kurtaran atom fizik profesoru.
Link: Gayet guzeldir Zelda serisi
Duke Nukem: Lisedeyken az oynamamistik bunu :)
Nameless One: Planetscape Torment. Background story'si en saglam oyun karakterlerinden biri.
Mike Haggar: Final Fight. ehehehehe
Garrett: Thief. Paralel ortacagimsi bir evreni vardir oyunlarinin.

Bu oyunlari aklimda tutmak istememin bir nedeni de bu yeni cikan netbook furyasi ile belki kendime bir tane alirim diye dusunur oldugumdan, ancak bu aletlerin performanslari pek bi vasat oldugundan, eski hazineleri ortaya cikarmak. Aslinda bu liste daha uzaaar, ama su yarismada aciklananlarin disina cikmiyim.

Update:
8 Ekim itibariyle finallere gelindi. Finalistlerden bir tanesi elbette Mario. Karsisinda Gordon Freeman. Valve'in dun gaza getirdigi Half-life kitlesinin katkisiyla Gordon su anda onde gidiyor ama 15ine kadar ne olacagi belli olmaz. Musluk tamircisinin kazanmamasi dilegiyle.

Update 2:
Gordon Freeman kazandi. Demek hala bir umit var :)

Thursday, July 30, 2009

posttv garkları

Noluyor yahu bu 3G olayıyla? Tam sonradan görme. Sanki ilk biz keşfettik. Herkes görüntülü konuşacak artık. Çifte telefonla konferans yapacak hatta. Dört bir yandan saldırıyorlar, kurtarın! Düzgün tarifeyle, atom laptop kampanyasıyla gelin öyle konuşalım. İnternetten adam gibi sorf yapabilen cep telefonu yapılmadı daha...

"İtalya'dan daha fazla Roma Tiyatrosu, Yunanistan'dan daha fazla Hellen Tiyatrosu var Türkiye'de."
Ref: NTV, Zaman Yolcusu, 30.07.09

Elimin altındaki A4Tech klavye dizaynını yapan insanı lanetliyorum... Bütün parmaklarım birbirine kenetlendi.

Wednesday, July 29, 2009

tatil gecesi bir körü

Her internete girmek istenildiğinde taa merkeze inip güvenilirlik şüphesi had safhada internet kafelerde para harcamaya içerlemeye başladım. Sırf bu yüzden nedense Türkiye'ye 3-4 sene gecikmeli gelen bu 3G zımbırtısının fahiş fiyatlandırılmasına aldırmadan laptoplan diyor gönül. Ancak evdeki 1 yaşından küçük laptopun babaya ait olması, şu anda İstanbul'da masaüstü vazifesi görmesi ve yaşça bir büyük olanın benim Paris'e gitmeden aldığım laptop olması vesilesiylen mobil sıkıntılarım var.
Bunlardan öte 1 yıldızımı canla başla dalıp çıkıp, tüp taşıyıp, güneş çarpılıp aldıktan sonra bu çalışmalar cart diye kesilince aktivite boşluğunda buldum kendimi. Su altında yaşamayı öğrendikten sonra su üstü, yanı gibi kavramlar kesmiyor anacım.
Adi fransızlar yine başıma ekşiyecek gibi oldular, bir süreliğine ekşiliklerini ertelemeyi başardım. Ülkenizdeki bütün şaraplar sirkeye keser umarım!
Bu arada kitap devirmece oynuyorum. Ferhan Şensoy imzalı Karagöz ile Boşverinbeni ardından tüketilen Ahmet Ümit'in sözde ödüllü Sis ve Gece tatmin etmedi. Kendisinin okuduğum 4. kitabı. Her birini bitirdikten sonra aynı sığlıkta bulup bir daha okumayacağım diyorum ama ilginç bir bağımlılık yarattı sanırım. Külliyat bitirme arzusu ile tanıdık diyarlardan vazgeçmeme sendromu arası birşey. Ancak şunu da diyorum ki ya Türkiye'de polisiye roman yazılmıyor, yazılamıyor, ya da ben raslamadım daha...
Ferhangişeyler'deki gazete okuma seansları gibi şeyler katmayı düşündüm internetten uzak geçirdiğim zamanlarda bile düşündüğüm bloguma ama biraz haber seyrettikten sonra bunun ne kadar imkansız bir iş olduğunu gördüm. Her olay "oha lan" sınırlarını üstel derecelerde aşıyor, son aylarda saçmalayan yüzme rekorları gibi birşey olmuş gündem meseleleri.
Elimde okunmamış kitap olarak Kafka'dan Dava kaldı sadece. Ona başlamaya tırsıyorum. Kime sorsam bunalım kitap diyor. İçinde bulunmak isteyeceğim bir durum değil bunalımlık (artçıl not: başladım kitaba, bitti yarısı gümbür gümbür gidiyor, hoşlandım da).
Yarın sabah erkenden uyanıp 2 yıldız yolundaki dalışları yapma arzumu dile getireyim bari.
Kendime not: şeytan tırnağı oymaktan acilen vazgeçilecek. Zavallı başparmağım kömür madeni gibi oldu.
Kendime not: lütfen no abur cubur ama bol meyve.
Soru: Bir hamburger yapmışım evde... Anlamıyorum neden dışarıda sadece bu işi yapan heriflerin bu kadar güzel yapamadıklarını. Günde 100-200 hamburger yapsam mükemmele koşar adım yaklaşırım. Malzemeler mi kötü? Kaale mi alınmıyor aktivite? Hamburger/tost yapmayı kaale almayıp ortaya saman gibi iğrençlikler çıkaran birinin hijyen anlayışı nasıldır peki?
Günün olayı: Son birkaç gündür olduğu gibi gene allahın manyağı Foça rüzgarı. Her tarafıma elektrik üreten rüzgar gülü takıp dolaşıcam.

1 yıldız

Eğitim bitti. Sertifikamı, dalgıç kartımı bekliyorum. CMAS'tan 1 yıldız dalgıcım artık. Burdan devam eder 3 yıldıza ulaşırım artık.
Son dalışı 18'lik tüplerle yaptık. Eğitim ve beceri hareketlerinin geziden sonraya yerleştirildiği uzun bir dalış oldu. İlk etap 38 dakka sürdü. 20m'ye kadar indik farketmeden! 3 metreden hesaplarsak 7 katlı bir bina yüksekliği! Bir sonraki sefer yanıma bir renk skalası alacağım hangi rengin ne zaman kaybolduğunu görebilmek için. Ahtapot dürtüldü, deniz kurduna bakıldı, süper bir kabuk bulundu ama sahibi evde olduğundan alınmadı hatta ahtapotlar yemesin diye saklandığı yere özenle geri konuldu, yelek çıkarma egzersizleri yapıldı, su yüzeyinde sırtüstü yüzüldü, bol bol tüp taşındı (maşallah belimde hiçbir sıkıntı yok). Ben bir tüple cepheye top mermisi taşıma pozları verirken Tuncay hoca 2 tane 18lik tüpü market torbası taşır gibi taşıdı: fitness salonundan üyeliğimi iptal edip haftada 3 dalış yapacağım...
Karambolde eşşek gibi bir etobur sinek saldırısına uğradım. Eve geldiğimde güneş çarptığını farkettim, bol su, uyku ve bepanten.

tatil not defteri

Otobüs yolculuğu 13 saat sürdü. Firma Ulusoy. Ön koltukta oturulduğundan uçuş kabini ile fazlaca içiçe olmadurumu. Söförlerin TSM ve Zeki Müren sevgisi. Kapanmayan ön kapı ve bu kapanmama vesilesiyle yol kenarında verilen salak molalar. Altımızdaki yatakta uyumaya debelenen yedek şöför. Kulak misafiri olunan şöför/otobüs iş programı: 1. etap içinde bulunduğumuz İstanbul-Kuşadası; 2. etap İzmir-Ankara; 3. etap Ankara-İstanbul; bu 3 etap arasında takribi 1 saatlik molalar var. Ulusoy bunu yapıyorsa Show TV'de kaza görüntüleri çekilirken kameramana saldıran şöför, firma boyasını sökmeye çalışan muavin durumlu firmaların programları nasıldır kimbilir. Hem neden bu tip kaza haberlerinde otobüs firması afişe edilmez ki? Açık açık bilmek istiyorum hangisinin güvenli olup olmadığını... Uçak düşse bütün dünya duyuyor ama...
Wifi, çift dondurma. Uzun yola alışık olmadığından fenalaşan kırmızı balığın muavin tarafından otobüs dolabına götürülme teklif şakası. Acıkan halkımın kuru köfte-ekmek-katı yumurta silahlarını çıkartıp otobüsü kokutmaları. Arabalı vapur tostu anlamsız, tatsız. Bursa'dan Burhan Abi çantalı adam alımı. Bu adamın yanındakinin yol boyunca horultuyla otobüsü inletip konumunun hemen şöför arkası olması vesilesiyle şöförü rahatsız edip susturulması. Ulusoy tesislerinde güzel yemek. Outletli yerde durulmaması. Susurluk sonrası yol uçmuş, dağ yolları korkunç, devasa otobüsle daha da korkunç oluyor. Dağ gezintisinin birden bitip Ramiz öncesi yuvarlağa bağlanmak. Ramiz önünden hüzünlü geçiş. Çiş molası, kadın yolcu çemkirmesi, şöförün delirmesi. Lüks Ulusoy otobüsünün de aynı yollardan geçecek olması yüzünden anlamsızlığı. "O parayı uçağa veririm 45 dakkada giderim" düşüncesi. İzmir Ulusoy durağı. Otogara servis. Otogardan Eski Foça minibüsü. Minibüsle girilmeyen köyün kalmaması. Deniz, yosun, deniz kestanesi, yeniden yeşeren göbek, çupra, kalamar, Foça balık hali. Rüzgaaar!!! Uluslararası Foça festivalinin uluslararası konseptinden uzak olması. Beş kapılar kalesinde Ferhan Şensoy oyunu. Karagöz ve Boşverinbeni kitabını imzalatma, bundan sonra imza günlerini takip ediyorum sevdiğim yazarların. Kumru. Dondurmaaa. Bahçe domatesi. Poker, Citadelles. Eski tersana balçık zeminli belediye plajı, teras, hanedan, şehir içi iskele. Foça pazarı. İzmir. Reyhan pastanesi ve muhteşem pastaları. Dalış kursu. 1 yıldız!